gürbüz güzel bir kız idim.

hiç dokuzlu olmadığım bi gündü aslında. ama temmuza girdik ya. temmuzun ilk dokuzlaması benim olsun dedim. ozanla yarışmadım hayır, zaten pek dokuzladığı yok. ne yazayım. çekirdekten bahsedebilirim. bence çok gereksiz bişey. küçükken şey yapıyoduk ya hani, biriktirip içlerini tek seferde yemeceler. negzelmiş. çocukken dedim de daha geçen hafta yaptım aslında bunu.

bisikletlerin sulukları oluyo ya kendi. onlardan su içmekten de hep nefret ettim. üf. sıkıldım.

yumurtalı

ebru şallı ile pilates plus ekranlara veda etti bugün. hüzünlendim. sonra uyudum. uyurken pencereyi açtım ki yağmur sesi gelsin. ama üşüyceğim aklıma gelmedi. hasta olmuşum ehele. dokuzluycak enerjim bile yok aslında ama o kadar ozandan sonra dokuzlayan sedanağ lazımdı bi tane. evet. minimal dokuzu da özlemedim değil. en çok da saçlarını özledim. ihihi.

bayan dokuz ve minimal dokuz kuklası

baktıkça sırıtıyorum. ama dalga geçen bir sırıtış değil bu. kusucakmış gibi değil gülücekmiş gibi. mutlu olduğum için sanıyorum. aslında sürpriz dokusu, dokuzu kapsar evet bu bilinirdi. ama ilk başta göz göze gelince minimal dokuz kuklasıyla çok şaşırdım. cidden. beklemiyor gibiydim keza beklentimin üstünde geldi. uzun zaman sonra masumiyet ve ballı hardal. yarın festival belki ama bana bugün zaten festival idi.

film

izliyormuş

müzikli notalı

sanırım üzerinde en ciddi düşündüğüm eğlence. kararınca paslanınca ve sallanınca kendine gelen bir şölen. plastik dünya ve gözü boyalı burjuvazi büyüler, yalan içi boş eğlenceler ruhları haşlarlar. notalar bizi kurtarır el ele verirsek bir gam bile yapardık. tam yapardık, derken bölündük biraz sönüktük. gök gürledi ve uyandık. pek çok yabancıydık, hümanistik modemler, pardon modeller. az biraz insan olun. gerçek insan yerdedir. hadi şimdi biraz uyu, uyuyalım.

evet

sekiz bizi öldürür.

seksenbir.

öte yandan, büyüdükçe içindeki dokuzu saklayan bir mahluk kendisi. niçin böyle şeyler yapıyor bilmiyorum. ama tuvalet kağıdını seksenbir tam tur döndürdüğünüzde bitiyor. mumyalama yaparkene görmüştüm. bu arada mumyalama(9). evrende her şey tesadüftür, beyoğlunda her şey festüsdür. öpüks.

finland.

fincede 8in karşılığı kahdeksan imiş. 9 harfli olmasını geçtim çok güzel değil mi ya? kahdeksaaan. kahdeksan tane malt şarkısı dinledim bugün misal. 8 nefretim bile azaldı bunu öğrendikten sonra.

he bi de evet, fincede sayı saymayı öğreniyorum ben. ehe.

aşkın gözü

"bi gün konuşurken dokuz şekline bürünüp malt şarkılarına dönüşerek başka bi boyuta geçicez." demişti dün ozanartun. bugün durup durup güldüm buna.
çünkü maltdokuz=9

8.

ozan sekiz gibi davranıyor. korkuyorum. en iyisi uyumak. uyumak için çırpınmak.

dokuzhece.

üçüncü tekillere muhtaç.

as i live and breathe.

sordum onları nee gerdii. elalemin dergi beni mi gerdi. kimler varmış içimde yoklama yaptım.

yağmur yağdığında mutluyum. (9 heceli cümle kurduğum için şimdi daha da mutluyum.)

nasıl bir şeey, uykusuuuz uzaak. bas pedalı bak gökyüzüne.(ki bu da 9 heceli) biraz şaans ve bir bisikleet..

o diğil de. yarın okul olduğunu bi düşündüm. bunun 9 saniye süren hayali bile tüylerimi ürpertmeye yetti. yazın sıkılıcam falan diyodum, ağlıyodum, üzülüyodum ya hani. okul olucağına sıkılayım lan. lütfen sıkılayım yani. lütfen.

son olarak tim burtonın 9unu selamlayalım.

kimden ötürü? (imgesel anlatım)

geri geri giderken beyin arşivimin karman çorman yapısından dokuzuncu dosyayı seçtim. içerisinden dokuzuncu satıra inip dokuzuncu sütunda büyük bir dosya hatası keşfettim. bir trojan virüsü tadında, yönetme gücünü öne çıkarıyor. sanıyorum bundan iki yıl önce falan format diyarlarında top koşturuyordum, aha baktım mis gibim dosya çok da insana benziyor, indirilebilir. dahil olalım hayatına. ya da dahil edelim. evvelki arızalarımızı tamir etmek ya maksat. işte kağıt, deterjan, sabun vesaire hazırladık hani zifiri bir kahveye süt döktüğünüzdeki aydınlanma gibi ben de temizliğe başlayacaktım sözüm ona. neyse ki sağ tıklayınca silinebilir olduğunu görmüşüm olmadı silerim yahu dedim. başladım indirmeye. beyindeki homo-sapiens tarlasına ekin'ce, ileride büyür sandım. yok, hiçte öyle olmadı. elbette formatladık ya etraf temiz diye temiz duygular ile yaklaşıyorsun dosyaya eh her yazılım gibi görmezden geldiğin noktalar oluyor tabi anti-virüs devrede değil daha, salt dosyasevgisi eheh. zaman geçtikce bir ileri bir geri, etrafın temizliğinden faydalanan bu küçüksarıbirmikrop tadındaki dosyamız yayılmacı politikalarını fütursuzca uyguluyor ve benim masaüstümün ebesini sikiyordu. pek tabii bunlar gecikmiş dahili farkındalıklar idi. bunun bir de harici farkındalıklar kısmı var ki öteki masa üstüleri ne yapsınlarmış pek çoğu aynı dertten muzdarip imiş. işin en kötü yanı sistem geri yükleme yapılamıyor bunun gibilerde. çigzi fimlerin en ünlü sahnesi: ana elemanın karşısına bir yaratık gelir, yan eleman derki:" sakın göz teması kurma" yani hikayemizde bunun tekabül ettiği yer şifrelerdir. yazılımın şifresini öyle derinden açmışız ki adetasıçmışızenderinden. tüm sistem dosyalarını hizmetine açtıktan sonra, yetenekli bir köle oldum tabi. (yaşasın malt.) bütün kaynaklarımla sömürüldükten sonra yerlerde sürünürkene aa dedim yeni bir format vakti midir? gönderdik gitti. şimdi senden ötürü mü tüm bu yaşadıklarım benden ötürümü trojan mikrobu? işin gücün etrafını yönetmek bu kadar temiz sorular senin için zehirleyici olmasın sonra midemiz bozuluyor. hem ne anlarsın dertten halden geldin maymundan gidiyorsun katıra.
senden ötürü değil benden ötürü yani. yeni işletim sistemimde senin gibi dosyalar otomatik ayıklanıyormuş oh ne rahatmış, sensiz daha güzel vallahi.

dokuz

bir bebek bile annesinin karnında 9 ay beklerken benim bugünün tarihinden 9 rakamını bulmaya çalışmamın anlamsız olduğunu kim söyleyebilir?

20.06.2010 = 2+6+1-2 = 9

naber?

dokuz

çıkış noktası ruhsatsız uzay mekiği kullanmaktan geliyor dersem herkesin merak ettiği dokuzu ifşa etmiş olurum. o yüzden kötülüklerin anası ile ilişkilendirdiğim gecelerin de bir ürünü değil. öyle.

aylardır beklenen bir festivale giderken yolda cinsel birliktelik yaşayan iki tane kedi kardeşimizi gördüm ve zevkli seks için dokuz öneri adlı el kitabımı yanlarına bıraktım. oralı olmadılar gerçi. alıştıkça önemsiz gibi geliyormuş onlar için, evrim atlasında görmüştüm.

gel gelelim, çok uzaklarda bir arayışın sonucu da değil dokuz. maksat muhabbet olsun. orta yaş bunalımındaki adam, ergen bunalımı yaşayan kız, naber demeyi kafasına koyup ardından hemen altına sıçma bunalımı yaşayan bebek...hepsi bir amaç uğruna aynaya bakıyorlar. dokuz amaçsızdır. sadece eğlencedir. sokaklar hayattır.

günaydın efendim.