yediiiii!! dokuuuuuuuuz!!
burası boş kalmış diyolar. jazz cdsi dinleyin diyolar. bunu evde denemeyin diyolar. gidin test çözün diyolar la havle vela berber saç kesimi. modern çağ filozofu burak der ki : a-bi sıçmam la-zım. kesik kesik..... selam. çemçük is on the stage.
değnek
efendim. kadın olmak zordur. kadın olmak türkiye'de daha da zordur. kadın olmak totalitarizmde zordur. kadın dinde bir köledir. kadın toplumsal hayatta bir objedir. kimi evlerde abajurdur. bazı gönüllerde sujedir. ama bir zevk ve hizmetçi sujesinden öteye gitmez.
sev ama dokunma, gül ama abartma, koş ama kıvırtma, konuş ama erkekten sonra, lan siz kimle dalga geçiyorsunuz bir insanı böyle büyütürseniz zaten ileride sorunsuz olması gibi bir ihtimal kalmaz. bugünün kızlarına kızan eski jenerasyonun umarım götüne bir şeyler giriyordur. bugünün apolitik neslinin bu hale gelmesine yol açanları destekleyen o eski jenerasyonlar o uyuyan insanlar umarım şemsiyelerle aranız iyidir ve anal yollarınızdaki arterleriniz yoğun değildir.
sokağa çıktığında eve dönmenin garantisi olmayan sayılı şehirlerden biri istanbulda kadın olmak zekayı geliştirir yer yer. örneğin laf yemenin gündelik ve sıradan bir olay olduğu istanbulda bununla mücadele etmek zorunda kalan 17 yaşındaki insan tek yönlü de olsa bir zeka gelişimine maruz kalır. bokların etrafından dolanarak neyin tehlikeli neyin tehlikesiz olduğunu sezebilmeyi öğrenir, algılarını kuvvetlendirir. peki tüm bunları yapmak zorunda mıdır? hayır tabi ki. ama kurtların arasına kuzuları yetiştirip bırakırsanız da sonuç malumdur. iki ucu boklu değnektir. çözüm bellidir. o değneği kırmak.
sev ama dokunma, gül ama abartma, koş ama kıvırtma, konuş ama erkekten sonra, lan siz kimle dalga geçiyorsunuz bir insanı böyle büyütürseniz zaten ileride sorunsuz olması gibi bir ihtimal kalmaz. bugünün kızlarına kızan eski jenerasyonun umarım götüne bir şeyler giriyordur. bugünün apolitik neslinin bu hale gelmesine yol açanları destekleyen o eski jenerasyonlar o uyuyan insanlar umarım şemsiyelerle aranız iyidir ve anal yollarınızdaki arterleriniz yoğun değildir.
sokağa çıktığında eve dönmenin garantisi olmayan sayılı şehirlerden biri istanbulda kadın olmak zekayı geliştirir yer yer. örneğin laf yemenin gündelik ve sıradan bir olay olduğu istanbulda bununla mücadele etmek zorunda kalan 17 yaşındaki insan tek yönlü de olsa bir zeka gelişimine maruz kalır. bokların etrafından dolanarak neyin tehlikeli neyin tehlikesiz olduğunu sezebilmeyi öğrenir, algılarını kuvvetlendirir. peki tüm bunları yapmak zorunda mıdır? hayır tabi ki. ama kurtların arasına kuzuları yetiştirip bırakırsanız da sonuç malumdur. iki ucu boklu değnektir. çözüm bellidir. o değneği kırmak.
nineth of nineth. olmadı mı lan. eneğ.
parmak.
parmak patates tutar. parmak pilates tutar. yok yapar. parmak hani bana hani bana der. parmak sigara içmez. parmak önemli organdır beyler. unutmayın ki arada başka parmaklar gelir onu sallarlar...(yandaş medyayım, çok heyjanlıyım.)
fair.
bir gün bir troçkist ve bir stalinist ramazan pidesi kuyruğunda karşılaşmışlar. stalinist, troçkiste dönüp her seferinde dalga geçer gibi yapmak zorunda mısın? demiş. troçkist de pide kuyruğundan çıkıp evlenme dairesinin önünden geçerlerken aniden durmuş ve staliniste seni sosyalizmliyorum demiş. stalinistin gözlerinin içi gülmüş adeta. niye seni hain ilan ettirdi ki stalin reis demiş. oysa özünde kitabımız aynı kafirlik etmeyem diyip sarılmışlar. dokuz dakika boyunca eşitlik beybi mülksüzlük beybi oh diye kendilerinden geçip birbirlerinden ayrılmamışlar. dokuz dakikanın sonunda stalinist ve troçkist sarılır halde taşa dönüşmüşler. bugün hala metrobüs duraklarından geçen genç nesil onların heykel olmuş halini görüyorlar...
---layklık---
---layklık---
notfair.
bi protonla elektron varmış. bi gün elektron protona çekme kuvvetiyle yaklaşmış. tam o esnada elektronun saçı protonun ağzına kaçmış. ordan bi zayıf etkileşimle vanderwaals bağıyla felanfilan proton elektrona dönüşüp diğer elektronu itmiş. itilen zavallı elektron çareyi t protonunda bulmuş. evlenmişler ve gökten üç portakal düşmüş. sonsuza de mutlu yaşadıklarını 59 yaşına gelemeden öldüklerini söylememe gerek yok heralde.
-----dislikelık-----
gelecek planları
yapılmamalıdır. neticede en kötüsünden ihtimaller arasından kombinasyon hesabı yapabilirsiniz en fazla. o bakımdan nazım'ın yaşamaya dair'de söylediklerini mantık dahiline sığdıramamak cinayet olur. en kötü anın daha güzel anından sadece daha kötüdür. eğer becerebiliyorsan zor şartlarda umutluluk resimleri yapsana. şikayet edeceğine yaşa. düşüneceğine yaşa. istersen sadece düşün,planla, kork, vazgeç. yaşamadığın sürece senin yerine birileri yaşar. totaliter olduğunla kalır. kalmayan yarra ile başbaşa kalırsın.
karşıdan karşıya geçmek
deniz yolunu kullanmak gerekiyor böyle zamanlarda. arada deniz var. denizin ortasında kalmıyor yarra hasbelkader. mümkün olduğunca boşa kürek çeken vapur izleri taşıyan, bizleri oradan oraya sürükleyen dalgalara algılarımı hediye ediyorum. lakin içi rus dışı fıstık çıkıyor.
iskele önleri genelde mühendislik hatası ürünlerdir. eh onun üzerinde duranı da saçmalatıyor haliylen. hele üsküdar'a gideriğiken ki yok mu...tam bir "frodo'nun yüzüğü yok etmeden hemen önceki ego mastürbasyonu yaptığı yüzüğü parmağa geçirip bay sam'i siklememe hali huduratı" gibi. hudurat diye bir sözcük olmayabilir bu arada.
çalgıda seçicilik yapıyorum keyfimce. göt benim baş benim taş benim. defol diyenlere de tavsiyem var çalgıda seçicilik yapın. tef'ol anlayın. tef çalın. götü başı ayrı oynar karşıdakinin. ve uzun zamandır söylemek istediğim şey: polinooommmhhh...<3 *
*: matematik aşkına döndüm şaşkına, sordum taşkın'a ne çıkar bahtıma. dedi kalmadı yarra.
beni sizler yarattınız. ben de sizi yarattım. tanrı ise sizi yarattı. ben de sizi yarattım. kıpskıpskıps ;)) öpüyorum.
iskele önleri genelde mühendislik hatası ürünlerdir. eh onun üzerinde duranı da saçmalatıyor haliylen. hele üsküdar'a gideriğiken ki yok mu...tam bir "frodo'nun yüzüğü yok etmeden hemen önceki ego mastürbasyonu yaptığı yüzüğü parmağa geçirip bay sam'i siklememe hali huduratı" gibi. hudurat diye bir sözcük olmayabilir bu arada.
çalgıda seçicilik yapıyorum keyfimce. göt benim baş benim taş benim. defol diyenlere de tavsiyem var çalgıda seçicilik yapın. tef'ol anlayın. tef çalın. götü başı ayrı oynar karşıdakinin. ve uzun zamandır söylemek istediğim şey: polinooommmhhh...<3 *
*: matematik aşkına döndüm şaşkına, sordum taşkın'a ne çıkar bahtıma. dedi kalmadı yarra.
beni sizler yarattınız. ben de sizi yarattım. tanrı ise sizi yarattı. ben de sizi yarattım. kıpskıpskıps ;)) öpüyorum.
kabuk.
portakalı soydum başucuma koydum. ben bir dokuz uydurdum. oysa hepsi gerçek ama vitamini kabuğundadır her zaman her hepsi her şeylinin.
başlık.
turuncu turuncu misalli. portakal turuncu olur ya ondan. portakal orda kal. ay çok nostalji yaptım bi ay önce çişim olduğu otobüste ayakta olduğum zamanlar.... :)):))))
çirkef seda.
electricity from the pills inside me. it's a little bit of me inside you.
ayın dokuzu ya bugün. yazmasam olmazdı. blogumla barışma vakti gelmiş. özledim ya. turuncu kaydı yayınla yazısını bile özlemişim. özlemekten de patlıcan olduk artık. musakkamızı yapsalar olucak. yanına da pilav. ımm yoğurtsuz da olmaz.
bi de bugünkü yolculuktan sonra her türlü yol arkadaşından her türlü portakaldan ve her türlü şehirlerarası otobüsten uzak durmak istiyorum mümkünse. o kadar yolculukta ölmeyi bile beceremedim. halbuse negzel senaryolar yazmıştım. otobüs kaza yapıp yan yatıcaktı. sonra ön camı kırmaya çalışan çok bilmiş insanlardan biri çok sert vurunca sıçrayan camlar vücudumla bütünleşicekti falan. bu en önde otururken düşündüğüm senaryoydu gerçi. en arkadaki için başka şeyler oldu elbet. seda dersaneleri gibi. ama tüm bunları düşünürken unuttuğum bişey vardı.
tesla damn it. biz dokuz canlıyız dostum! bize bişey olmaaaağz. ;))););))););))
ayın dokuzu ya bugün. yazmasam olmazdı. blogumla barışma vakti gelmiş. özledim ya. turuncu kaydı yayınla yazısını bile özlemişim. özlemekten de patlıcan olduk artık. musakkamızı yapsalar olucak. yanına da pilav. ımm yoğurtsuz da olmaz.
bi de bugünkü yolculuktan sonra her türlü yol arkadaşından her türlü portakaldan ve her türlü şehirlerarası otobüsten uzak durmak istiyorum mümkünse. o kadar yolculukta ölmeyi bile beceremedim. halbuse negzel senaryolar yazmıştım. otobüs kaza yapıp yan yatıcaktı. sonra ön camı kırmaya çalışan çok bilmiş insanlardan biri çok sert vurunca sıçrayan camlar vücudumla bütünleşicekti falan. bu en önde otururken düşündüğüm senaryoydu gerçi. en arkadaki için başka şeyler oldu elbet. seda dersaneleri gibi. ama tüm bunları düşünürken unuttuğum bişey vardı.
tesla damn it. biz dokuz canlıyız dostum! bize bişey olmaaaağz. ;))););))););))
yeni kahvaltıcılar
bal kaymak filan. karaköydeki beşiktaştakine çok benziyor ama eminönü gibi kokuyor ve korkuyor. tatilde olmanın verdiği dayanılmaz rahadlığı yaşayan kimi homo sapiensler var ama ben de dört gün sonra giderim heralde. bugün yıllar sonra arbiyz yedim. rozbif o kıvırcık patatesler beşiktaştakine benziyor. önce adımı yazdırdım sonra kafamı yardırdım kamikaze misali. aklım başıma geldi o sırada. gezegen timsali dönerkene yörüngemden fırladım ve kendimi the incident albüm kapağındaki elin arkasındaki gözün sahibinin beynindeki nöranlarla aynı boyutlarda hisettim. nedir bu biliyor musun? kinder süpris. soul kitchen. yemeklerin hayatta kattığı şey sadece güzelliktir karnımızı bir snickers da doyabilir pek tabii. ama sanat o tabağın ortasında şefin gözlerinin yansımasından öteye gitmez. orada ruha dokunan bir şeyler var göbek yapmıyor bebek de yapmıyor roket hiç yakmıyor fakat dizel daha iyiymiş burdan bi vurduk muydu ayvalık canım. ama en iyisi bisiklet tabi. yıldızlararası seyahat için kapıya yazdırıyormuşum ama öyle sıraya gir kapıya ulaş yazdır yalan. geceyi bekliyorum bütün hepsi gözüküyor uzak ya da yakın ne varki hem. birileri korktu kaçtı. tavuklar sadece ızgara güzeldir. kızartmayın onları. bu laflar boy boy girsin sana radioacitve toy. marulun üzerindeki tuzuz ve az buzlu sek bir radyo programından öteye gidemiyoruz. tesla seni kutsasın ve darwin sizi korusun. layıkıyla yapılan her edim bir sonraki eleştirinin sebzeleri oluyor onları güzel bir tavuğun garnitürü yapmak ise bana kalıyor. öpüjükler. billiii jiiin.
mutluluk(8)
hemen yanılmayalım. mutluluk'u sekiz olarak kötü bir kılıfa sahip gibi görüp onu terk edenler çok fazladır. oysa ben onların yanlış baktığını iddia ediyorum. ve mutluluğun sekiz olmasını sebeplere bağlıyorum çünkü totaliter olmayın lan itler. sekiz kötülüğün timsalidir, dokuz ise her şeydir. en basitinden benim için öyle. neyse, sevgili ruh pastalarım mutluluk sekiz idir. çünkü o her yerde emek vermenin iyi olduğundan bahseden dingiller mutluluğun size vermek istediğ imesajı görmezden gelirsiniz. tüketici olduğunuzdan kuzucuklarım ben araştırdım sordum ondanmış. gülüp geçmek ile gülmeyi baklava kası çıkartma antrenmanına dönüştürmenin farkını bilmek belki herkes tarafından gerçekleştirilen bir eylem değil bilen bilir. böyleyken böyledir. konuya hemen dalıp bir çıkalım, sorunlu insanların çağında sabunlu insanların arkasında yaşan rakunlu insanlardan olmak istemiyorum. mutlu olmak isterim sanıyorum. hazırcı rakunlu insanlar, duygusal yatırımlarının esiri big mac gibi egosu olan ama her yöne dağılan bir legodan öteye gidemeyen kırmızı meyvelerdir. turunçgil olmak ise çok zahmetli oluyor biliyor musunuz? ama dokuz olduğundan çok mutlu ediyor. mutluluk ise sekiz olarak köprüden önceki son çıkıştır. ya gitmeyip mangal yapıyorsunuz ya da gidip cankan dinliyorsunuz. sonra boku mutluluğa atmamalıdır cankan'ı duyunca e o sekizdi falan. hayır mutluluk gizli özneye sahiptir. u'mutluluktur. bakış açısını değiştirenler görebilirler ormanın içindeki en notasal çiçeğin balta girmemiş otların çalıların dalların malların ardında olduğunu bildiğimize göre, kendi türüm adına utanıyor ve ben umutluluk'u seçiyorum. siz cankan dinleyin. ben daha mangal yapacağım bekliyorum.
gürbüz güzel bir kız idim.
hiç dokuzlu olmadığım bi gündü aslında. ama temmuza girdik ya. temmuzun ilk dokuzlaması benim olsun dedim. ozanla yarışmadım hayır, zaten pek dokuzladığı yok. ne yazayım. çekirdekten bahsedebilirim. bence çok gereksiz bişey. küçükken şey yapıyoduk ya hani, biriktirip içlerini tek seferde yemeceler. negzelmiş. çocukken dedim de daha geçen hafta yaptım aslında bunu.
bisikletlerin sulukları oluyo ya kendi. onlardan su içmekten de hep nefret ettim. üf. sıkıldım.
bisikletlerin sulukları oluyo ya kendi. onlardan su içmekten de hep nefret ettim. üf. sıkıldım.
yumurtalı
ebru şallı ile pilates plus ekranlara veda etti bugün. hüzünlendim. sonra uyudum. uyurken pencereyi açtım ki yağmur sesi gelsin. ama üşüyceğim aklıma gelmedi. hasta olmuşum ehele. dokuzluycak enerjim bile yok aslında ama o kadar ozandan sonra dokuzlayan sedanağ lazımdı bi tane. evet. minimal dokuzu da özlemedim değil. en çok da saçlarını özledim. ihihi.
bayan dokuz ve minimal dokuz kuklası
baktıkça sırıtıyorum. ama dalga geçen bir sırıtış değil bu. kusucakmış gibi değil gülücekmiş gibi. mutlu olduğum için sanıyorum. aslında sürpriz dokusu, dokuzu kapsar evet bu bilinirdi. ama ilk başta göz göze gelince minimal dokuz kuklasıyla çok şaşırdım. cidden. beklemiyor gibiydim keza beklentimin üstünde geldi. uzun zaman sonra masumiyet ve ballı hardal. yarın festival belki ama bana bugün zaten festival idi.
müzikli notalı
sanırım üzerinde en ciddi düşündüğüm eğlence. kararınca paslanınca ve sallanınca kendine gelen bir şölen. plastik dünya ve gözü boyalı burjuvazi büyüler, yalan içi boş eğlenceler ruhları haşlarlar. notalar bizi kurtarır el ele verirsek bir gam bile yapardık. tam yapardık, derken bölündük biraz sönüktük. gök gürledi ve uyandık. pek çok yabancıydık, hümanistik modemler, pardon modeller. az biraz insan olun. gerçek insan yerdedir. hadi şimdi biraz uyu, uyuyalım.
seksenbir.
öte yandan, büyüdükçe içindeki dokuzu saklayan bir mahluk kendisi. niçin böyle şeyler yapıyor bilmiyorum. ama tuvalet kağıdını seksenbir tam tur döndürdüğünüzde bitiyor. mumyalama yaparkene görmüştüm. bu arada mumyalama(9). evrende her şey tesadüftür, beyoğlunda her şey festüsdür. öpüks.
finland.
fincede 8in karşılığı kahdeksan imiş. 9 harfli olmasını geçtim çok güzel değil mi ya? kahdeksaaan. kahdeksan tane malt şarkısı dinledim bugün misal. 8 nefretim bile azaldı bunu öğrendikten sonra.
he bi de evet, fincede sayı saymayı öğreniyorum ben. ehe.
he bi de evet, fincede sayı saymayı öğreniyorum ben. ehe.
aşkın gözü
"bi gün konuşurken dokuz şekline bürünüp malt şarkılarına dönüşerek başka bi boyuta geçicez." demişti dün ozanartun. bugün durup durup güldüm buna.
çünkü maltdokuz=9
çünkü maltdokuz=9
as i live and breathe.
sordum onları nee gerdii. elalemin dergi beni mi gerdi. kimler varmış içimde yoklama yaptım.
yağmur yağdığında mutluyum. (9 heceli cümle kurduğum için şimdi daha da mutluyum.)
nasıl bir şeey, uykusuuuz uzaak. bas pedalı bak gökyüzüne.(ki bu da 9 heceli) biraz şaans ve bir bisikleet..
o diğil de. yarın okul olduğunu bi düşündüm. bunun 9 saniye süren hayali bile tüylerimi ürpertmeye yetti. yazın sıkılıcam falan diyodum, ağlıyodum, üzülüyodum ya hani. okul olucağına sıkılayım lan. lütfen sıkılayım yani. lütfen.
son olarak tim burtonın 9unu selamlayalım.
yağmur yağdığında mutluyum. (9 heceli cümle kurduğum için şimdi daha da mutluyum.)
nasıl bir şeey, uykusuuuz uzaak. bas pedalı bak gökyüzüne.(ki bu da 9 heceli) biraz şaans ve bir bisikleet..
o diğil de. yarın okul olduğunu bi düşündüm. bunun 9 saniye süren hayali bile tüylerimi ürpertmeye yetti. yazın sıkılıcam falan diyodum, ağlıyodum, üzülüyodum ya hani. okul olucağına sıkılayım lan. lütfen sıkılayım yani. lütfen.
son olarak tim burtonın 9unu selamlayalım.
kimden ötürü? (imgesel anlatım)
geri geri giderken beyin arşivimin karman çorman yapısından dokuzuncu dosyayı seçtim. içerisinden dokuzuncu satıra inip dokuzuncu sütunda büyük bir dosya hatası keşfettim. bir trojan virüsü tadında, yönetme gücünü öne çıkarıyor. sanıyorum bundan iki yıl önce falan format diyarlarında top koşturuyordum, aha baktım mis gibim dosya çok da insana benziyor, indirilebilir. dahil olalım hayatına. ya da dahil edelim. evvelki arızalarımızı tamir etmek ya maksat. işte kağıt, deterjan, sabun vesaire hazırladık hani zifiri bir kahveye süt döktüğünüzdeki aydınlanma gibi ben de temizliğe başlayacaktım sözüm ona. neyse ki sağ tıklayınca silinebilir olduğunu görmüşüm olmadı silerim yahu dedim. başladım indirmeye. beyindeki homo-sapiens tarlasına ekin'ce, ileride büyür sandım. yok, hiçte öyle olmadı. elbette formatladık ya etraf temiz diye temiz duygular ile yaklaşıyorsun dosyaya eh her yazılım gibi görmezden geldiğin noktalar oluyor tabi anti-virüs devrede değil daha, salt dosyasevgisi eheh. zaman geçtikce bir ileri bir geri, etrafın temizliğinden faydalanan bu küçüksarıbirmikrop tadındaki dosyamız yayılmacı politikalarını fütursuzca uyguluyor ve benim masaüstümün ebesini sikiyordu. pek tabii bunlar gecikmiş dahili farkındalıklar idi. bunun bir de harici farkındalıklar kısmı var ki öteki masa üstüleri ne yapsınlarmış pek çoğu aynı dertten muzdarip imiş. işin en kötü yanı sistem geri yükleme yapılamıyor bunun gibilerde. çigzi fimlerin en ünlü sahnesi: ana elemanın karşısına bir yaratık gelir, yan eleman derki:" sakın göz teması kurma" yani hikayemizde bunun tekabül ettiği yer şifrelerdir. yazılımın şifresini öyle derinden açmışız ki adetasıçmışızenderinden. tüm sistem dosyalarını hizmetine açtıktan sonra, yetenekli bir köle oldum tabi. (yaşasın malt.) bütün kaynaklarımla sömürüldükten sonra yerlerde sürünürkene aa dedim yeni bir format vakti midir? gönderdik gitti. şimdi senden ötürü mü tüm bu yaşadıklarım benden ötürümü trojan mikrobu? işin gücün etrafını yönetmek bu kadar temiz sorular senin için zehirleyici olmasın sonra midemiz bozuluyor. hem ne anlarsın dertten halden geldin maymundan gidiyorsun katıra.
senden ötürü değil benden ötürü yani. yeni işletim sistemimde senin gibi dosyalar otomatik ayıklanıyormuş oh ne rahatmış, sensiz daha güzel vallahi.
senden ötürü değil benden ötürü yani. yeni işletim sistemimde senin gibi dosyalar otomatik ayıklanıyormuş oh ne rahatmış, sensiz daha güzel vallahi.
dokuz
bir bebek bile annesinin karnında 9 ay beklerken benim bugünün tarihinden 9 rakamını bulmaya çalışmamın anlamsız olduğunu kim söyleyebilir?
20.06.2010 = 2+6+1-2 = 9
naber?
20.06.2010 = 2+6+1-2 = 9
naber?
dokuz
çıkış noktası ruhsatsız uzay mekiği kullanmaktan geliyor dersem herkesin merak ettiği dokuzu ifşa etmiş olurum. o yüzden kötülüklerin anası ile ilişkilendirdiğim gecelerin de bir ürünü değil. öyle.
aylardır beklenen bir festivale giderken yolda cinsel birliktelik yaşayan iki tane kedi kardeşimizi gördüm ve zevkli seks için dokuz öneri adlı el kitabımı yanlarına bıraktım. oralı olmadılar gerçi. alıştıkça önemsiz gibi geliyormuş onlar için, evrim atlasında görmüştüm.
gel gelelim, çok uzaklarda bir arayışın sonucu da değil dokuz. maksat muhabbet olsun. orta yaş bunalımındaki adam, ergen bunalımı yaşayan kız, naber demeyi kafasına koyup ardından hemen altına sıçma bunalımı yaşayan bebek...hepsi bir amaç uğruna aynaya bakıyorlar. dokuz amaçsızdır. sadece eğlencedir. sokaklar hayattır.
günaydın efendim.
aylardır beklenen bir festivale giderken yolda cinsel birliktelik yaşayan iki tane kedi kardeşimizi gördüm ve zevkli seks için dokuz öneri adlı el kitabımı yanlarına bıraktım. oralı olmadılar gerçi. alıştıkça önemsiz gibi geliyormuş onlar için, evrim atlasında görmüştüm.
gel gelelim, çok uzaklarda bir arayışın sonucu da değil dokuz. maksat muhabbet olsun. orta yaş bunalımındaki adam, ergen bunalımı yaşayan kız, naber demeyi kafasına koyup ardından hemen altına sıçma bunalımı yaşayan bebek...hepsi bir amaç uğruna aynaya bakıyorlar. dokuz amaçsızdır. sadece eğlencedir. sokaklar hayattır.
günaydın efendim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



